bir elde rakımız, bir elde biramız

10 kişi hayrettin


kıyak olacak bu gece kafamız!! o yıl, bu yıl; o gün, bu gün; o gece, bu gece!!! bugün istanbul'u ateşe veriyoruz gençler zorunuza gitmesin ahahahaha!!


video
Read On

intak #4

7 kişi hayrettin

merhaba, ben de kaba şimşek'in sekiz yıldır cüzdanında taşıdığı prezervatifim. abi allaşkına şu herifi mektebe mi götürüyosunuz, napıyosanız yapın yaa. benimle birlikte fabrikadan çıkan arkadaşlarım doğaya karıştılar lan! ki bizim doğada kaç yıl kaldığımızı söylememe gerek yok sanırım :(( ben bu cüzdandaki yerime geldiğimde bir iz vardı burada. o ize keyifle kurulmuştum. zira sevinmiştim o zaman aktif birine denk geldim diye. ama rivayet muhtelif. kimisi beş yıl taşıdıktan sonra barda bir arkadaşına verdi diyor. bazıları altı yedi yıl taşıdı sonra çöpe attı diyor. bilemiyorum. ama canımdan bezdim artık! :(( şebnem ferah'ın bahsettiği küçük kaygan dünyayı görmeden ölmek istemiyorum allah kahretsin! :(((((
Read On

intak #3

6 kişi hayrettin

selaaaam sldkfjsdlkfjs. kim olduğumu söylememe gerek yok sanırım lsdfjsldkfjs. ama anlayamayacak kadar andavallar vardır diye söyleyeyim yine de, ben kaba şimşek'in donu.

yaa ne diyo bu mallar allasen? yok eprimişler de yok siksok! inanmayın abicim bu gerizekalılara. ben valla şahsen hayatımdan memnunum. fotoğrafta görüldüğü üzre de taş gibiyim! yaşımı fotoğrafa bakıp tahmin edemezsiniz mesela. beş yaşındayım oğlum ben! ama ilk günkü gibi yepisyeniyim. çünkü ben bu lavuğun karılı kızlı ortamlar için beklettiği tek şekilli donuyum. şimdi neden bu kadar yeni olduğumu anlamışsınızdır sanırım ;) lsdkfjlsdkfjlsdkfjs zararsız bi herif bu kaba. siz bu tişört arkadaşlara falan inanmayın. ha tabi şimdi birazdan çivit mavi, yer yer beyaz, delikli slip donlar gelip yine kötüleyebilirler adamı. ama bana ne yaaa ben kendime bakarım sikerleeeeeer sdlfjsdkfjsdlkfjlksdfjdls.
Read On

intak #2

2 kişi hayrettin

merhaba, ben de kaba şimşek'in ev şortuyum. metalika tişörtü abinin serzenişlerinden cesaret aldım ve ben de şikayetlerimi söylemek istiyorum. tişört abimin genel dertlerinden ben de muzdaribim :( işte şeftali suyu bulaşan ellerini silmesi, sümüklerini üzerime sürmesi gibi. ve elbette ki eprime! :( ya abiler bu nasıl bir adamdır yaa. inanın çektiklerimizi bir biz, bir de allah biliyor. aslında benim asıl derdim biraz farklı tişört abiyi düşününce. utanıyorum söylemeye :(((

yaa bu adam don giymiyo içine eve gelince!!! :(((( diğer kıyafetlerin yüzüne bakamaz oldum. gururum yerlerde! donlar falan hep benle taşak geçiyorlar :(( siz şimdi şey diye düşünüyorsunuz tabi, işte bu donlar da aynı hammaddeden yapılıyor, senin ne ayrıcalığın var falan! yaa şöyle düşünün, misal sizinle aynı hammaddeden olup da afedersiniz, lüleden yiyen var!! siz neden yemiyorsunuz lüleden o zaman?!?! kusuruma bakmayın böyle bir an sert çıktım ama anlayın halden lütfen :( ağım bile yırtık ve bu adam diktirmiyor yaaa :((( bir de üstümde şey lekeleri var... şey işte anlayın :(((

hayır yani şimdi burada boyutlarla ilgili bir takım sırlar vericem ama onun seviyesine inmek istemiyorum! daha o kadar küçülmedik! lsdkfjsldkfjlsd vicdanınıza kulak verin ve bizi kurtarın! teşekkür ederim :((
Read On

intak

7 kişi hayrettin

merhaba, ben kaba şimşek denen bu adamın evde giydiği tişörtüm. yani yeri gelip hapşırmasını müteakip eline yapışan balgamı sildiği, kimi zaman arkası kirli porno sidilerini temizlemek için kullandığı, ama ne olursa olsun eve girdiği an üzerine giydiği tek tişört. kusuruma bakmayın, böyle biraz, nasıl desem, perişan halde çıktım karşınıza. gerçi karşınızda olmamın tam olarak sebebi de bu ama yine de utanıyorum işte. sonuçta hala gururumuz var!

ibretlik bir hikaye benimkisi. gençler bu hikayeden ders çıkarmalı :(

aslında her şey çok güzel başlamıştı. boyahanede siyaha boyanmamla birlikte içimde bir umut belirmişti. çünkü bu, suya sabuna dokunmayan, zibidi tişörtlerden olmayacağım hususunda beni umutlandırmıştı. overloktan çıkana kadar tanrıya yalvardım, "tanrım lütfen, kişiliksiz, ne idüğü belirsiz, sözüm ona komik, zibidi bir tişört olmama izin verme" diye. ve overlokçu son dikişlerimi bitirip beni sepete attığında, ortacı sepeti yüklendi ve baskıya doğru yola çıktık. baskı odasına girdiğimizde içim içime sığmıyordu! çığlık atmamak için zor tutuyordum kendimi! çünkü gördüğüm baskılar hep metal grupları ile ilgiliydi dostlar \m/ çünkü metal dediğin şeyin bir felsefesi var! ve bu felsefe sisteme kafa tutan, başı dik, mağrur, saçlı sakallı, bazen orospu çocuğu da olabilen insanların felsefesi!!! hell yeah!!! tanrı sesimi duymuş olmalı ki, o baskı odasından, üzerimde en sevdiğim, adeta taptığım, yaptıkları müziklerle beni benden alan o adamların, metalika adamlarının hayvani karizmatik portreleriyle çıktım!! \m/

bir de şu halime bakın şimdi! :(( ceymsin çiçek bozuğu yüzündeki kraterler resmen gerçek oldu. adamın suratı delik deşik. yakamı artık kontrol edemiyorum. bu, siz insanlardaki çişini tutamama hadisesinden bile beter bir durum. çünkü bir tişörtün namusu boynudur! ve ben namusuma sahip çıkamıyorum şu an :( allah kimseyi elden ayaktan düşürmesin dostlar. çok acı bu. hayır, bu kaba denen gerizekalı, zaman zaman tek omuzu açıkta kaldığı halde bunu bile görmezden geliyor! ibne!! rengimi görüyorsunuz işte. siyah mı, gri mi, füme mi, ne bok olduğu belli değil :( epridim ulan epridim be! siz bir penye için eprimek ne demektir bilir misiniz?! lanet olsun, ben bu hallere düşecek tişört müydüm ulan!!! :(((

peki ya annesinin tehditleri?! hergün elektrikli süpürgenin sesiyle başlayan o ayinle uyanmak ne demektir bilir misiniz siz?! her an yer bezi olma korkusunu?! hergün dostlar hergün!!! ben hergün bu korkuyla uyanıyorum :( allahtan bu andaval bir tek bu işe yarıyor. annesinden koruyor beni. köşe bucak saklıyor hergün. gerçi bu sefer de leş gibi kokuyorum ama en azından o ayrın meydınlı arkadaş gibi annesinin ellerinde ölümüne sıkılmıyorum!!! evet yanlış duymadınız. ayrın meydınlı dostum annesinin ellerinde can verdi ve ben bunu gözlerimle gördüm! allah kahretsin :((((

yaa lanet olsun, ben milletin ayağına paspas olmak istemiyorum! deterjanlı sularda boğulup, ölümüne sıkılmak istemiyorum allah kahretsin!!! :(( onurumla yaşadım, onurumla ölmek istiyorum ben :(( buna hakkım yok mu ha?!

yaa şimdi hakkını da yemeyeyim. hak yemek olmaz. metal felsefesinde yeri yok bunun. "hakkımı yiyen sikimi yesin" diye çok özlü sözü var ozi ozbornün mesela. neyse işte, hakkını yemeyeyim, çok güzel günlerimiz de oldu kendisiyle. beyoğlundaki o pasajda başlayan dostluğumuz, sıklıkla beyoğlunun leş rak barlarında, bir takım günah yuvalarında, öğrenci evlerinde, parklarda, dağlarda, konserlerde gelişti. ben bunu ilk gördüğümde, işte o pasajda yani, saçlı sakallı, leş gibi bi metalciydi. bakmayın şimdi böyle menıcır olduğuna, havalara girdiğine filan. ciğerini bilirim ben ibnenin, ciğerini! yaa bu böyle metalciyim diye geçinir tamam mı, sonra da evde cengiz dinler! dinledik yani. sonuçta o müziğin de bi felsefesi var, yanlış şeyolmasın, kötü demiyorum. rakıyla falan iyi. üzerime mezeler dökmek mi dersin, kusmak mı dersin, ne ararsan bu yavşaktaydı! haa bak ama sayesinde, uzun siyah dalgalı saçlı, bileklerinde deri ipler sarılı, siyah makyajlı, gotik kızların kolları mı dolanmadı belime. sonra efendim bi takım dişi metalci tişörtleriyle altlı üstlü sabaha kadar ;) böyle yatağın kenarında falan. bunları da inkar edemem yani. sütyenler, donlar filan ;)) çakaldı bu yææ \m/

yaaa ama kurtarın beni :( yoruldum artık!! huzur içinde ölmek istiyorum. yaa beni plastik mandalla değiştirsin! yapsın bunu. hiç değilse, çırçır fabrikasında, onurumla can veririm!!! yerlerde paspas olmam :(( bu da bir şeydir! ama böylesi çok onur kırıcı lan anlasanaza beni!!! :(( yaa bak şimdi yaz da geldi. bu giyicek terliğini, beni bakkala da götürecek. böyle bu herif. zerre utanma yok. bakkalın o sırıtışlarını artık kaldıramıyorum :( bi de kızlara bakıyo hayvan o halimizle! üzülüyorum. kurtarın lütfen!!! :(((

haa dur bak unutmadan. şey de var. bu bazen böyle internette kızlarla felan konuşurken, "metalika bitti yææ" falan diyor. üzerinde ben varken hem de!!! ben varken üzerinde, metalika bitti ne demek lan?!?! bundan daha onur kırıcı bir şey olabilir mi bu hayatta?! metalikaya kötü söz söyleyenin ağzının yayını sikerim lan ben!!!! biz daha ölmedik götoğlanları!!!

:(( yaa ben öyle bi an sinirle söyledim onları. sonuçta herkesin kendi fikridir, şeyolmasın :(( lütfen beni kurtarın! :(( hell yeah biçız!!! \m/
Read On

tatil günlüğü

23 kişi hayrettin

biliyorum, günlerdir tüm blogger alemi panik halde. "acaba kaba bizi terk mi etti?", "acaba onu gücendirecek bir şey mi yaptık?!", "lanet olsun kaba şimşek olmadan yaşamanın ne anlamı var ki lan?!?!" gibi panik yüklü düşüncelere gark oldunuz. çünkü okumuyorsunuz!!! eşşek kafalılar, daha iki post önce mi ne yazmadım mı lan tatile gidiyorum diye? ne geceyarıları evi arayıp annemin babamın yüreğine indiriyorsunuz?! manyak mısınız amına koyim!!! başımın tatlı belaları yææ ;) neyse hadi döndüm tatilden, sizden iyisi yok valla, köftehorlar sizi lsdkfjslkdfjldskf.

lafı daha fazla uzatmadan, günlerdir gözünüze uyku girmesini engelleyen müttiş tatil maceralarımı sizlerle paylaşayım bari!

ilk gün sabah, entel ve kedi seven insanlarıyla meşhur bozcaada'ya ayak bastım. hemen arkadaşın restorana gidip bira içtim. sonra bi bira daha. ve bir bira daha. tabi açıldım ben, dedim açın lan bir tane daha!! sert yaptım elemanlara. çünkü daha bir hafta orada olacaktım ve yüzgöz olmaya gerek yoktu. böyle içe içe öğleni buldum. güneş tepemde cayır cayırdı ama içmeye devam ettim. çocuklara dedim, benim şu gezginlere layık, her tarafından, "dünyanın götüne parmak atmış, huzuru şehirlerin keşmekeşinden kaçıp doğaya sığınmakta bulmuş, okuyan yazan, görmüş GEÇİRMİŞ romantik asi"lik akan sırt çantamı yalıya çıkarın. ben biraz daha içeyim de sonra gidip bir duş alayım! sonrasını hatırlamıyorum. bi uyandım istanbuldayım lan! o arada duş aldım mı, yoksa leş gibi bir on gün mü geçti hiç bilmiyorum sldkfjsdlkfjlksdfjs. şaka lan hemen inanmayın!!!!

şimdi gerçekleri konuşalım! bira içmeye başladım ben tamam mı, sonra dedim, üstümü değiştireyim. şöyle çekeyim şortu terliği, efendime söylim atleti filan. atletin iki kürek kemiği arasında kalan bölgesinde armani logosu olduğunu söylememe gerek yok sanırım ;)) neyse, resmi tatil kostümlerimi giydikten sonra tekrar indim restorana. zaten hemen benim yalının yanında yæææ restoran, zor olmuyo ulaşım yani ;) işte bikaç kanka felan gelmişti adaya, onlara rehberlik yapmak icab ediyodu, ben de hemen tutuşturdum ellerine adanın turistik haritasını, kalemle de işaretledim görmeleri gereken yerleri. tam bir evsahibi gibi! sonra onları yolladıktan sonra içmeye devaaaaam sldkfjsdlkfjdslkfjs.

akşam bunlar geldi tabi hemen yanıma. "ağbi sen kalkmadın mı hiç burdan yaa?" dediler. dedim, "lan ne kalkıcam ben yıllardır geliyorum buraya!". havamı attım. hayvani şekil yaptım heriflere. büzüldü resmen karşımda bunlar tabi. sonra tabi kurdurdum rakı sofrasını. mezeler, balıklar, salatalar, rakılar falan. hayvan gibi de bi manzara! yedik içtik biz. sonra dedim kalkın, sizi bara götüreyim. bara götürdüm bunları. orada da içtik. ben tabi böyle herkesi tanıdığım için, "bana herzamankinden verin arkadaşlar da ne istiyosa getirin, hiçbi şey eksik olmasın, misafirlerime mahçup etmeyin beni koçlar" gibi laflar söyledim mekancılara. şeklimi yaptım! ;) ha sonra kankalar gidince tabi şeyolmadı diyemem :( güneş doğarken uyumuşum.

sonra ben sabah kalktım. işte el yüz yıkama falan. sonra misafirlere o günkü rotalarını anlattım. içmeye başladım! sonra onlar geldi akşam. yine rakı balık olayı. sonra bar. sonra uyku.

bu böyle 19 mayıs egemenlik ve şeylik bayramına kadar aynı tamam mı? tamamsa siliyorum bunları? sınavda çıkacak bak bunlar anlamadığınız yerler varsa silmeyeyim! silmeyeyim tamam.

sonra bunlar gitti. benim bi kanka var, bi o, bi ben, bi de adanın kedileri kaldık lan adada! adanın nüfusu ağırlıklı olarak kedilerden oluşuyor. aslında daha önce rumlar varmış adada, ama bu kediler mübadele zamanı kovalamışlar hepsini. çünkü kedilere asla sahip olamazsınız! kediler karakterli hayvanlar!!! neyse işte biz kaldık adada. bu arada, genç arkadaşlar, oldu da yolunuz cihangir'e düştü diyelim, orada da saçları eşek traşı şeklinde ve kızıl renkli, pala bıyıklı feminist bi hatunla yakınlaşma yaşadınız. işte onunla konuşurken konu tatilden açılırsa, bozcaada'dan bahsederken sadece "ada" derseniz bu size puan kazandıracaktır. hatunu eve atıp bıyıklarını iple almamanız için hiçbir sebep kalmaz bu tavrınızdan sonra!

sonra işte günlerce restoran, bar, yalı arasında içerek geçirdik tatili biz. hergün gündüzden barı hazırladık birileri gelir diye. ama kimse gelmedi!! :( dört herif (ben, benim o kanka, mekanın iki ortağı) kent şeker reklamındaki ihtiyarlar gibi izledik yolları gözümüz yaşlı :( taşak kokusu içinde kaldık! verdik şömineye odunu, attık üstüne sucuk, kanat filan, yedik içtik, yutûpten "bak bak asıl bu süper :)))" diye diye komik vidyo içinde bıraktık üstümüzü başımızı :( taşak kokulu latifeler yapmaktan da geri durmadık! yeri geldi pandik attık birbirimize; yeri geldi seviştik!!! lsdkfjdlskfjlsd yok lan sevişmedik. hala bakiriz :(( bi de o şekilli kahvelerden yapan makinalardan almışlar, onunla felan oynadık. hayvan gibi ses çıkarıyo lan alet! formula gibi! tabi ben öyle sıkıntıdan aleti kurcalarken, hazırladığım yarak kürek kahvelerin parasını vereceğimi düşünmemiştim! :( amma paraymış lan o kahvelerin kilosu!!! kapitalizme boşuna lanet okumuyor demek insanlar yıllardır. her an politik bir kişilik olabilirim bu yüzden. çünkü kahve pahalı lan! :((

sonra işte böyle böyle haftasonu geldi. dedim ben kaçar hacııı!!! çünkü dedim:

YARIN CİMBOMA ÇAKICAAAAAAAZ SLDKFJSLDKFJDSLFJLS

dediğim gibi de oldu! sldkfsdlkfjdslkfjdlskfjls
Read On

fıkra yıldırım tuna'dan

3 kişi hayrettin

biliyosanız anlatmim ama! sldfkjldjkflsf ürktünüz mü lan fıkra deyince? ürkmeyin.

hayatında en az bir kere hıncal uluç'un köşesine gözü takılan bir insan, bu kalıbı hatırlayacaktır. fıkra yıldırım tuna'dan... gençliğimde hergün eve sabah gazetesi almakta ısrar eden bir ev arkadaşı sahibiydim ben. tabiatım gereği ders notlarını okumamak için, evdeki, üzerinde harfler bulununan her nesneyi okuduğumdan, ben bu kalıbı hayatım boyunca unutamayacağım. yıllardır hıncal bey'in yazdığı herhangi bir neşriyatı okumadığım halde, bu sabah aklıma düştü kendileri. dedim ofise gideyim de bakayım; bu beyefendi hakkında herhangi bir gelişme var mı. zira yıllar önce internette biraz bakmıştım kimin nesidir diye ve hıncal beye yolladığı fıkralardan gayrı bir bilgi bulamamıştım. doğal olarak da hıncal beyimizin ipsiz sapsız aradaşlarından biri zaar deyip; üzerinde durmamıştım. bir insan hayatını fıkra ezberlemeye vakfetmiş ise zaten ona bir şey yapılamaz. bitmiştir. ama bugün baktım ve gördüm ki abimiz olayı kendine site açmaya kadar vardırmış. fıkra sitesi la! bundan daha büyük bir saçmalık olabilir mi yahu?!

sitesinde olayın içyüzünü, kendisini insanlara fıkra ile zulmetmeye iten nedenleri yazmış. işte klasik şey var orda, evde sürekli mizah varmış, babası fıkra anlatırmış, annesi de ondan geri kalmazmış, falanmış filanmış. klasik yani. sadece bir bölüm çok dikkatimi çekti, onu paylaşmak isterim: "Babam Hitler’i Berlin’de canlı dinlemiş ve onun taklidini aynı ses tonlamalarıyla bize yapardı". olay bu bence. işte savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamanız için bir sebep daha. o amına kodumun ikinci dünya savaşı biteli onlarca yıl oldu ama artçıları hala bitmedi! nalet olsun. ha bak, bu konuda da şey var, birinci dünya savaşı böyle değildi mesela. iddaa oynamak gibiydi. almanya'ya oynadı bizimkiler; kaybettiler ve olay bitti. ama ikinci dünya savaşı öyle değil. işte japonları gaza getirdi, her şey sik kadar oldu, pileysiteyşın masrafı falan... sonra bir de bu yıldırım tuna! allah kahretsin!

ya aga bak, bizim de evimizde mizah vardı. hala da var. ama çocukluğumuzdaki mizah değil. evrim geçirdi. yaa millet artık kutsal kitaplara bile revizyon istiyor, sen hala yüz yıl önce baban fıkra anlattı diye niye insanlara zulüm yapıyorsun arkadaş? bu ne yaa?!

misal benim babamın mizah anlayışı farklıydı biz çocukken. işte dışarda arkadaşlarıyla iki tek atardı. sonra eve gelirdi. abimle beni döverdi. bizim çarşamba pazarına dönmüş suratlarımıza bakıp katıla katıla gülerdi. biz de abimle birbirimizin suratına bakıp, ehurek kukurek diye gülerdik. biraz sızlardı yaralar ama gülerdik. kanla, gözyaşıyla sulayarak büyüttük biz bu mizahı!! kolay kaba şimşek olunmuyor efendiler! annem de işte babamın beyaz peynirinden tırtıklardı felan, karınlarını tuta tuta gülerlerdi. ikisi de mizahtan anlayan insanlardı. e tabi evde televizyon da yok, napsın insanlar? bu da onların tarzı der, saygı duyardık abimle. hatta bi keresinde babam, kemal sunal'ı görmüş sinemada mı ne tamam mı. geldi bu eve, hanım dedi, inek şaban diye bi adam var acaip komik!!! dur şu büyük oğlanın ağzını yüzünü bi sikim de ona benzeteyim, keyifli bir akşam olsun, gülelim eğlenelim. hepimiz sevindik tabi. evde televizyon yok ama duyuyoruz sağdan soldan, işte inek şaban şöyle komik, yok böyle eşşoleşşek kıh kıh diyo filan. merak ediyo insan aga!! neyse işte, babam abime girişti böyle, tam benzetemedi ama bayaa güldük. sonra gel zaman git zaman, ben neden kemal sunal'a benzedim lan?! neyse konu o değil zaten.

babam eve televizyon almıyordu; çünkü, TELEVİZYON APTAL KUTUSUDUR! babamın lafı bu. bence son derece de doğru bi laf! babam zeki adamdır. misal, o mizah anlayışında ısrar etmedi. "o, o devrin konjonktüründe olması gereken bir mizahtı, oldu bitti" der her zaman. şimdi evrimine uygun şekilde "cennet mahallesi" izleyip kıkırdar oturma odasında. nasıl olsa yirmidört saat yayında. hiç de eksikliğini çekmez mizahın. işte misal ben, artık heralde tarif etmeme de gerek yok! yaptığım mizah felan hep ortada. nasıl da gülüyorsunuz yazdıklarımı okurken şerefsizler!!! tabi sadece yazdıklarım da değil, benimle muhabbet etme şansına erişenler, ne kadar nüktedan ve şakacı, hoşsehbet bir insan olduğumu da bilirler! abim pek geliştiremedi kendini. yani yine fıkra anlatmaz tabi ama... ya işte böyle emekli öğretmen espirileri filan yapıyor, keh keh gülüyor kendi kendine. dışladık zaten onu. ailenin yüz karası!

diyeceğim o işte. yani bak, her devrin mizah anlayışı farklı be yıldırım tuna! fıkra iyi bir şey değil. yapma bunu artık! insanlara rakı sofralarında işkence etme temel memel diye! bırak rakılarını içsinler. hıncal'la da fazla gezme!
Read On

metallica şarkı sözleri #1: orion

2 kişi hayrettin

Read On

çağımızın vebası: gitmek

17 kişi hayrettin

dün sevgili kankam redyohedbengır ile hasbıhal eder iken, komiklik olsun diye "gitmek" ana başlığı altında geyik çevirmemiz akabinde elime aldığım habertürk gazetesinin pazar ekinde bir de ne göreyim a dostlar? yine yeni yeniden, yıllardır yılmadan yaptıkları gibi, medyamızın magazin cenahı "başka bir hayat mümkün" diye özetleyebileceğimiz teraneleriyle doldurmamışlar mı sayfaları?! doldurmuşlar.

hemen açıklayayım da kaynamasın, habertürk çok güzel lan, böyle sayfaları fışır fışır, çok hoş. ht kalitesi! sldfjklskdfjls

bu gitmek muhabbeti üzerine dönen denyo edebiyata vakfedilen enerji, daha aklıbaşında projelere kanalize edileydi, şimdi hepimiz çalışmadan yaşıyorduk. o gitmek edebiyatını bizzat yaşıyorduk hatta! sefahat alemlerinde can veriyordu birçoğumuz. ama yok, anca suya sabuna dokunmadan insanların yarasını kaşısınlar. bir sike derman olmadan, ha babam özenilecek modellerle akılları karıştırsınlar.

nedir bu gitmek hadisesi? hepimizin hayali değil mi? peki neden? çünkü hepimiz ölesiye sıkılıyoruz! mesai denen, hayatımızı siken bir mekanizmanın içinde ömür çürütüyoruz. çünkü hepimizin karnını doyurmak için paraya ihtiyacı var. bunu da büyük çoğunluk olarak birilerinin kurduğu düzende, maaş karşılığı sağlayabiliyoruz ancak. çok büyük hayaller kurmasan da o paraya yaşamak için ihtiyacın var. ama yıllardır haftasonu eklerinde, haftalık ya da aylık dergilerde bize örnek gösterilen adamlar ne diyor? "fazla büyük hayaller kurmadım, karnımı doyurmanın yeterli olduğuna kani oldum, aza tamah ettim vırt zırt". e peki birader o uçak biletlerini kim verdi sana? hangi aza tamah ettin amın evladı?! sanki biz boğazda yalı almak hedefiyle çalışıyoruz! lan bizim derdimiz de haftada bir kurulacak bir rakı sofrası, elli iki haftadan birinde kaçıp saklanacak bir pansiyon odası! kiminki aza tamah etmek bu durumda?!

ben bu modern zaman evliyalarının bir tanesinden bile paranın kaynağını açıklayan bir beyan görmedim. ama bize model olarak pazarlanan hayatlarının, sanki hiç parayla alakadar değilmiş gibi sunulmasından gına geldi. sikeyim "gitmek" diyen dillerinizi yahu!

iki sene evvel sanırım, bozcaada'da güneşin kırmızısıyla yaldır yaldır yanan denizin işaretiyle kurulmuş rakı soframız. mezelerimiz, salatamız, balığımız ve hafif esen bir rüzgarla muhabbete dalmışız. masada daha önceleri gördüğüm ama tanışmadığım, kırklı yaşlarda, uzun saçlı, çiroz bir adam da var. muhabbetin arasında, "kaba bu x abin de kışları tayland'da takılır ha" diyerek, beyefendinin kışları tayland'da takıldığı bilgisini veriyor ortak tanıdığımız. benim de aklıma ilk gelen, "ithalat ihracat işi yapan biri zaar bu herif" oluyor. "çakma ürünler mi ithal ediyosun abi eki eki" diyorum aklımca. ve beyefendi, "çalışmak mı?! hahaayt işim olmaz benim öyle şeylerle" gibisinden, bütün gecemin içine sıçan ukala repliğini savuruyor masaya. amın oğlu! yok efendim yıllardır kış görmemiş de, vay efendim aslında o yaptığı öyle çok pahalı bir şey değilmiş de, daha bir sürü yarak kürek konuşmalar. ne rakıdan, ne balıktan keyif alabildim lan! sonradan aldığım bilgilere göre, istanbul'da babasından kalan hanlar hamamlar varmış beyefendinin. gelen kiralarla da işte böyle modern zaman guruluğu yaparmış. e amcık hoşafı, bizim de olsa hazırda paramız, biz de yaparız senin yaptığını, ne artislik yapıyorsun denyo! çok pahalı bir hayat değilmiş!! vay be!

neyse işte, ben de hemen hazırladım sırt çantamı ve kendimi yollara vuracağım. bir kez gittin mi hep yolcusundur demiş ya şair lsdfkjldskfjls. ben gitmeye vurgunum a dostar varmaya değil sldkfjldskfjls. ya siktirin gidin be! neyse efendim o güne kadar yazmam falan aklınızda olsun, cuma günü ben kaçar! malak gibi yayarak geçireceğim bir haftadan sonra da tıpış tıpış dönerim aranıza :((( şehrin karmaşasından uzak, içsesimi duyabileceğim huzurlu bir mekan klsdjfldskjflskdfjs. deahsiktirin be bi hafta geçse de tatil başlasa amına koyim!

dönmeeeek mümkün mü artık dönmeeeeek onca alkolden sonra yeniden direksiyona geçmeek :((
Read On

durduramazsınız!!!

8 kişi hayrettin

müsterih olun sevgili bloggerlar! müsterih olun dünyadan bihaber, cahil, cüheyla tebaam!! müsterih olun yüzüme gülüp arkamdan kuyumu kazan ibneler!! şerefsizler!!! ölüyodum lan ölüyodum, hayvan herifler!! bakmayın öyle mal gibi!

blogger ortamlarına girdiğimden beri, çeşitli şer odaklarından tehditler alıyorum bildiğiniz üzre. ama yoook nereden bileceksiniz ki siz bunları amına koyim?! anca, "yææ kaba süper yææ adamım benim" deyin, hayatınızı kakaraya kikiriye vakfedin, adeta bir panda yavrusu gibi, adeta bir koala gibi dert üstü murad üstü takılın siz!! siz busunuz işte! ben burada sizin önünüzdeki karanlık yolları bilgimin ışığı ile aydınlatayım; bu uğurda canımı koyayım ortaya, siz hala orda.... neyse, bugün sinirlenmiycem!!!

şahsıma düzenlenen bir süikast girişimini daha ufak sıyrıklarla atlattım sevgili bloggerlar. canıma kast etmeye çalışan hainlerin bir girişimi daha sonuçsuz kaldı! doktorların uyarılarına rağmen, sorumluluklarının bilincinde, sizleri hep iyiliğe, güzelliğe yönlendirmeye çalışmak için işimin başındayım!! rahat olun siz rahat!! hiç düşünmeyin biz neler yaşıyoruz; ne puştluklarla, ne kalleşliklerle savaşıyoruz! hangi pusulardan canımızı kaybetmek pahasına geçiyoruz!! düşünmeyin siz bunları!!!

dün, kurmaylarımla birlikte, bazı önemli temaslarda bulunmak için, plazanın tekinin dokuzuncu katında bir toplantı gerçekleştirdik. blogger dünyası ve ülkemiz adına son derece önemli konuların görüşüldüğü bu toplantıdan sonra, binadan ayrılmak üzre asansöre bindiğimizde her şey son derece normal görünüyordu. fakat, yanlış hatırlamıyorsam beşinci kat civarlarında, asansör bir garip haller içine girdi. böyle bir yavaşlamalar, sara nöbeti geçiriyormuşçasına bir titremeler falan. o an, kurmaylarımdan en zevzek olanı, asansör yavaşladığı için, sözüm ona şirinlik yaparak zıplamaya başladı. ben olayı kafamda hızlıca süzüp, "lan dur götün başın oynamasın! bu bir tuzak!!!" diyene kadar asansör hızlanmıştı bile dostlarım! saniyelerle ölçülen, fakat sanki bir asırmışçasına geçen o zaman zarfında, artık yolun sonuna geldiğimi düşünmeye başladım. o an bile sadece ve sadece sizlerin bensiz ne yapacağınızı, nasıl ayazda kalmış it yavrusu gibi savunmasız, tir tir titreyen zavallılara dönüşeceğinizi düşünüp hüzünlendim! demek dedim, bir kez daha kötülük kazanacak kaba! ama şunu da düşünmeden edemedim, sen dedim kendime, sen, yapılabilecek her şeyi yaptın! her zaman insanlara doğruyu göstermeye çalıştın!! sen utanılacak bir şey yapmadın kaba diye düşündüm. ve çakıldık!!! asansörün tavanı üzerimize çöker gibi oldu ama iki vida tuttu onu ve kurtardı bizi! tabi biraz acı çektik. ama biz bunu kızılcık şerbeti der içeriz be gülüm nedir yani!!!

hemen şoka giren kurmaylarımı alıp çıktım binadan. yüzlerine su vurdum. çay ısmarladım onlara. belli ki hainler o asansörün dokuzuncu kattan itibaren halatlarından kurtulup çakılmasını istemişlerdi ama ilahi adalet buna izin vermemişti. demek ki yapılacak daha çok işim var! demek ki blogger ortamlarında henüz vazifem bitmedi sevgili bloggerlar. işte işimin başındayım. yine size bilgimin ışığıyla yol açıcam. sizler de umuyorum ki açtığım yolda, gösterdiğim hedefte zirzopluklar yapmaya devam edeceksiniz. allah kahretsin!!

neyse, şimdi ben biraz hava almaya çıkayım. şöyle boğaz havasını ciğerlerime doldurup serin serin biramı yudumlayayım! şu ortama girdiğimden beri, "sözlük yetmedi şimdi de buralara mı dadandın? senden kurtuluş yok mu?! buraları sana yar etmeyiz kaba efendi, zaten hepi topu üç beş manita var!!" gibi mesajlarıyla beni taciz eden vatan millet düşmanları!!! sizi de beklerim!!! belki bu sefer kafama piyano düşürmeye çabalarsınız!!! ama babayı alırsınız!!! şoför ali abinin de dediği gibi: "dualarınızla yaşamadım ki bedduanızla öleyim!"
Read On

barcelona'nın teknik direktörü olmak

6 kişi hayrettin

konumuz, ingilizce söylemek gerekirse, "being barcelona'nın teknik direktörü". çünkü biliyorum ki son zamanlarda birçoğunuzun kafasını meşgul eden bir konu bu. ben de sorumluluk sahibi bir blogger olarak, tam da vize zamanı gençlerimizin kafasının bu şekil şeylerle karışmasına seyirci kalamadım.

şimdi efendim, ben biliyorum ki birçoğunuz, bu kadar manyak adamların toplandığı bir takımda teknik direktörlüğün çocuk oyuncağı olduğunu düşünüyorsunuz. aferin! nah çocuk oyuncağı!! hıyarlığın lüzumu yok! siz o guardiola'nın neler çektiğini biliyor musunuz lan denyolar?!

ben cumartesiden beri empati yapıyorum. ve anladım ki barcelona'nın teknik direktörü olmak çok zor. bir kere her şeyden önce büyük bir mahcubiyet barındırıyor bu iş. yani bence guardiola sürekli mahçuptur. "ya çocuklar size de mahçup oluyorum, burda böyle tuzluk gibi duruyorum :(" falan diyodur adamcağız. evde çoluğunun çocuğunun yüzüne bakamıyordur o adam! belki çocuklarıyla okulda dalga geçiyordur piçler!

bir işi yaparken, aslında hiçbir iş yapmadığının düşünülmesi çok acı lan! allah düşmanımın başına vermesin. mesela bugün gitsen, desen ki guardiola'ya, "gel seni beşiktaş'ın başına geçirelim". bence hemen kabul eder! yani tabi, önce beşiktaş'ın ne olduğunu öğretmek lazım. işte bir iki maç kaseti izletsek, hemen atlar teklifimizin üzerine. çünkü, serdar özkan'ı, efendim gökhan zan'ı falan görünce, adamın hasretini çektiği şeyi, oyuncuları ikaz etmek, arada sinirlenmek bağırıp çağırmak falan, bu şekil fırsatları sunduğumuzu anlar. oysa şimdi öyle mi? bence bir tek valdes'e bağırabiliyordur garibim. yazık. halbuki kesin o da istiyordur kenarda sinir krizi geçiren teknik direktör modeli olmayı. fatih terim gibi anlamsız jestler ve mimikler yapmayı. çünkü o zaman, halk iyi bir teknik direktör olduğunu düşünüyor. oysa garibim guardiola sadece gollere seviniyor, golü atana göz kırpıyor; birisi yorulunca "hocam!" diyor sahadan, o da hemen başkasını sokuyor.

mesela şeyi düşünüyorum. devre arasında falan soyunma odasında neler konuşuluyor? hani hepimiz izledik ya, fatih terim nası esip gürlüyordu, "çıkın bu lekeyi temizleyin!" gibi, böyle agresif tavırlar falan; futbolcular ayak uçlarına çevirmişler bakışlarını, çıt çıkmıyor. peki ya barcelona soyunma odası? bence orada olay farklıdır. guardiola gidip messi'nin sırtına havlu koyuyordur. ya da yakasından içeri elini sokup, "uuuu yanıyosun! çabuk çabuk çabuk o formayı değiş hasta olucaksın evladım" falan diyodur. "yirmi kere söyledim deli gibi koşma diye!" şeklinde fırça atıyor olabilir mi? lsdfjlsdkfjls. yaa çok zor lan adamın işi. "hadi henry bize bir fıkra anlatsın" bak bu da o soyunma odasında olağandır bence lsdkfjlsdkfjls. yahu taktik tahtasına ne çizebilirsin birader? "topu atıyosunuz messi'ye, o böyle burdan, burdan, burdan, burdan geçiyo, henry'ye atıyo ;)" tahtanın üstü zigzaglarla dolu ve oyuncular sahaya doğru ilerlerken, arkalarında, bir işe yaramadığını düşündüğü için gözyaşlarını gizlemeye çalışan bir guardiola :(( "durun size bi oralet yapayım da ağzınız tatlansın, o kadar yoruldunuz evlatlarım ;)" sdljfldsfjlsdfj off ya daha fazla yazamayacam lan, çok üzülüyorum adamın haline :(((
Read On

1 mayıs günlüğü

31 kişi hayrettin

efendim gelişmeleri basından takip edenleriniz bilecektir; ev halkı olarak 1 mayıs'ta evimizin salonunda toplanmak için yaptığımız başvuru, annem tarafından, "canım çıktı temizleyene kadar, misafir gelecek, gidin toplantınızı başka yerde yapın!" diyerek reddedildi. fakat, biz bu haklı davamızdan vazgeçecek değildik elbette! bu uğurda gerekirse canımızı vermeye de hazırdık!!!

sabah erkenden kalkıp hazırlandık. ama elbette annem de hazırlıklıydı! holde elektrikli süpürgeyle hazır bulunan anne kuvvetlerine derhal kırlentlerle saldırdık! babamla ablam annemi kırlent yağmuruna tuttu. ben o esnada arka odaları kullanarak salona gitmeye uğraşıyordum. ama annemin evin stratejik noktalarına yerleştiği glade'ler nefes almama imkan vermiyordu! ve düdüklü tencerelerden yükselen buharlardan göz gözü görmüyordu! insanlık dışı bir muameleye maruz kalıyorduk, tüm dünyanın gözleri önünde, resmen orantısız güç ve deterjan kullanılıyordu!! çam kokulu parke cilası ve oda parfümleri!!! :(

tam annemin kurduğu barikatı geçtiğim esnada annem bunu fark etti! elektrikli süpürgesini bana çevirdiği anda, babamla ablam atik davranarak evin diğer tarafındaki dantelleri yerlere atmaya başladılar. annemi en hassas noktasından vurmuştuk. danteller annemin her şeyiydi ve buna seyirci kalamazdı!!! beni bırakıp ablamla babama yöneldi ve ben de bu fırsattan faydalanıp salona ulaştım! şu anda laptopumla birlikte salondayım. içeriden gelen çığlıklar çok karmaşık. haklı davamızda ne durumda olduğumuzu buradan kestirmek çok güç dostlarım :( tek duyduğum, "oraları yeni sildim basmaaa!!!" ve benzeri uyarılar. bütün dünyanın gözü önünde işkenceye maruz kalıyoruz!! salonun kapısına vitrin ve devasa üçlü koltukla barikat kurdum ama erzağım tükenmek üzere :(( ne olacak hiç bilmiyorum. bu yola girdim ve dönüşü yok dostlarım!!! 1987'de bu salonda oynadığı için dayak yiyen abimin anısına haklı direnişimi sürdüreceğim!!

aha babamın çığlıklarını duyuyorum!! sanırım annem camsille saldırdı kendisine! lanet olsun bu orantısız güç kullanımına ne kadar direnebiliriz hiç bilmiyorum! yetkililer uyuyor mu lanet olsun!!! :((
Read On