kaybolan değerlerimiz #1: çocuk döğüştürmece

7 kişi hayrettin

geçip gideeeen huuuu zamanları huuuuu bir yerlerde bulsaaaaam... demiş ya mirkelam. işte benim ne zaman böyle kaybedilmiş, yitirilmiş, unutulmuş örflerimiz, ananelerimiz falan aklıma gelse, böyle bir kötü oluyorum. bi bişey oluyorum o zaman ben. midem falan ekşiyo la! soda da işe yaramıyo, ne pis bişey o yaa :( e dedim madem şeyoluyorum, o zaman sosyal sorumluluk saybisi bir insan olarak bunları yazayım ki gelecek nesiller bihaber olmasın bu güzelliklerden. çünkü efendim, söz uçar yazı kalın! bold italik :/

malumunuz, halk arasında çocuk denen, biz bilim adamlarının PİJ diye tabir ettiği insan yavruları var. bu yaratıklara bilimsel açıdan bakarsak, bunlar aslında biz yetişkinleri eğlendirmek için varlar. işte böyle alıyorsun ortaya oynuyosun falan. ne bileyim havaya atıp tutmaç mesela. ya da işte küfür öğretip, ona buna anansikim dedirtmeler şirin şirin. bu şekil şeyler için varlar. işte bu eğlencelerden bir tanesi de bunları döğüştürmecedir. geleneklerimiz böyle lan. bu gelenek bunlardaki bir bug'dan dolayı bulunmuş zamanında. çünkü bunlardaki o bug yüzünden büyüyüp semirmelerini engelleyemiyorsun. büyüyor pijler. o zaman da havaya atıp tutmaç olmuyor mesela. beli ağrıyor insanın. işte, "git şuna ananıskim de" dediğin zaman sana küfür edip kaçıyo falan pij. işin yoksa onun peşinden koş. kim uğraşır diye düşünmüş atalarımız bu koşmaların üzerine ve işte bu çocuk döğüştürmece çıkmış ortaya.

bu iş için ihtiyacımız olan şey sadece iki adet maksimum beş yaşlı ingiliz tayı lskdflksdfjls. şaka lan hemen gaza gelip atlara vermeyin zavallıları. en fazla beş yaşında iki velet buluyorsunuz. sonra bunlara bir takım sihirli sözcükleri söylemeniz icabediyor. misal, "la ahmet bu vedat seni dövermiş" gibi. ya da nebleyim, "ahmet, vedatı döversen sana gazoz alırım ama sen dövemezsin heralde" gibi. bu tarz gaz verici şeyler söylüyorsunuz. o zaman bu gerizekalılar hemen, "yöööeee bog dövör ben ona bi vurarsaaaam" falan gibi embesil embesil konuşup saldırıyorlar hasımlarına. hazırlık evresi çok basit lan. sonra keyifli keyifli izliyorsunuz ;)

şimdi bazılarınız çıkıp bunun insanlık dışı falan olduğunu söyler kesin. halbuse bunu öyle horoz döğüşü, ya da neblim köpek döğüşü gibi, efendime söylim deve güleşi gibi düşünmeyin. sonuçta onların beyni yok. tabi olm, denize girip deve güleşi yapan adamda beyin mi olur?! köpeğin, horozun falan analitik düşünmesini bekleyecek halimiz yok heralde. ama çocuk la bu, insan yavrusu yani. hani düşünebilen varlıkların yavrusu. e yaşı da olmuş BEŞ! artık bana onu savunmayın o saatten sonra. akıllı olsun, gaza gelmesin; bananesi.

hem bak mesela, şimdi bu geleneğimiz yaşıyor olsa fena mı olur? üzerinden bahis falan oynanır, devletimiz de kazanır, biz de kazanırız. iddaa gibi la. canlı yayınları olur, canlı yayın gelirlerinden aileleri de sebeplenir. zırlayıp, oraya buraya sıçmaktan başka bir işe yaramayan o yaratıklar, aile bütçesine katkı sağlamış olur. bence olur bunlar. olurdu yani. şayet biz millet olarak bu kadar batı hayranı olmasaydık. bir bir kopardılar bizi köklerimizden allah kahretsin!

ben ortaokuldayken, bakkalın oğlu alpay'la bu spora gönül vermiştik. benim döğüşçüm mesut'tu. mesut böyle gürbüz bir çocuk. cüssesiyle rakiplerinin içine korku salıp, maça bir sıfır önde başlardı. aslında biraz yüreksizdi ama kafası pek çalışmadığı için döğüştürmek kolaydı. cüssesinden sonraki en büyük özelliği ÖLDÜRÜCÜ EFEKTLERİYDİ. zaten onlar da olmasa cüsse falan sökmezdi yani. "mesut la bu fikret seni sikermiş, öyle diyo" dedim mi, "yaaa ben onu sikerim bi kere" deyip, gözünü kapar, boşluğa doğru savururdu yumruklarını, DıFŞ GiŞşşŞ falan diye diye. hıyarın tek handikapı, gözlerini kapamasıydı. allahın tırsağı yaa. neyse ki diğerleri bunun cüsse ve efektlerden ölesiye korkuyordu da fazla saldıramıyorlardı. alpay'ın az kolasını içmedim o zamanlar ;)) ta ki alpay sercan'ı keşfedene kadar. sercan mesut'un yarısı kadardı ama kemikli insan siniri varmış pijde, bilemedik ki o zaman. alpay'a karşı tek mağlubiyetim odur. ibnenin evladı nasıl zıpladıysa mesutun üzerine, amına koydu şampiyonumun. zaten kariyerimizin bitmesine de o pij sebep oldu.

bu mesut'un amına koyuyordu tam. benim zaten moralim bozulmuş, mesut'un amına koyacam maçtan sonra, ona bileniyorum. bir yandan da alpay'ın soktuğu laflar var filan. delirmişim. faul yaptı pij! ısırıyo la mesut'u! BENİM ŞAMPİYONUMU ISIRIYO ARKADAŞ! faul olunca tabi ben hemen araya girdim. aldım mesut'u elinden. bu da ben araya girince gaza gelmiş götveren, hem ağlıyo, hem küfrediyo, arkamdan doğru hamleler yapıyo sercan'a doğru. ben, "SAKİN OL ŞAMPİYON" falan diyorum buna. içimden de "ben birazdan sikicem senin ananı" diyorum tabi! neyse la bi baktım ben, sercan da ağlıyo. lan buna noldu dememe kalmadı, baktım ağzı kanıyo. ayırırken elim mi çarpmış ne. hemen tabi çikolata filan verdik bunlara en ucuzundan. ama rüşvet sökmemiş ibneye. beş dakka sonra anası geldi bi hışımla. bir takım rencide edici laflar filan. yaa diyoruz, "birsen abla biz manyak mıyız? neden döğüştürelim çocukları? onlar kendileri şeyolmuştu biz ayırdık, hatta çikolata falan verdik". ama dinletemedik kadına. rencide edici tavrına devam edince, biz de, "eeeh ne var yaaa eylendik biraz ahbap, sakin ol ha!" falan dedik. tabi kendisine bizi rencide etmesi yetmemiş zaar, anneme de gitmiş anlatmış :(( akşam evde annem de rencide etti biraz. sonra bırakmak zorunda kaldık bu nefis geleneği :((

şimdi mesela bakıyorum ben gençlere, hep sanal olmuşlar. ellerinde bi joystick, sanal sanal çocukları döğüştürüyolar. hep suni her şey :( halbuse şimdi devam etse bu gelenek, internetten de yayınlarsın vebkemle filan. bahis de oynatırsın illegal. mis gibi olur la. ah ulan sercan, bir devri bitirdin ibnenin evladı!

EsKİdEn KoMŞuLuK VaRDı!!!
Read On

size de oluyor mu?

7 kişi hayrettin

bana son zamanlarda çok fazla oluyor. ne oluyor diyeceksiniz şimdi. valla ben de bilmiyorum. o olan neyse, artık çok oluyor.

bak şimdi de aynısı oldu. siz fark etmediniz. çünkü, yine bir dolu cümle yazıp sildim. olan bu aslında. bu zamana kadar yazı yazmak güzel bir saklanma biçimiyken, şimdi ziyadesiyle ortaya çıkmama sebep oluyor. siliyorum ben de.

şimdi saklanma biçimi falan deyince denyo ergen muhabbeti gibi oldu. aslında tam öyle değil. bu yazıları yazan da benim. ama bunlar sayısı tam bilinmeyen benlerden sadece birkaçının yazdıkları. ve takdir edersiniz ki hepimiz, internet denen bu şizofren sığınağında, benliklerimizin sadece bir kısmını sunuyoruz insanlara. ben de öyle yapıyorum işte nedir yani.

- iyi de neden bu sıra saklamam gerekenler çıkıyor ortaya?
- havalardandır.
- eyvallah.

şeyi düşündünüz mü hiç? modern insanın yalnızlığında, son derece çağdaş, üstün teknolojiyle bezenmiş spor salonlarının rolünü? ben düşündüm. bu koşu bantlarının yalnızlığımızda büyük payı var bence. çünkü kavuşmak yok sonunda. nasıl koşacağına karar veren bir makinaya emanet etmişsin kendini, aynadaki aksini izleye izleye koşuyorsun. bir yere ulaşmak yok. aynı yerdesin. koşmanın doğasına aykırı halbuki bu. ama ferhat mesela, dağı delip kavuşmuş şirin'e. sen olduğun yerde say hala. götünden ter akıta akıta debelen, sonra da hiçbir şeye halin kalmasın. hani o yan tarafta süzdüğün manita? halin var mı ona dokunmaya? saçma! düşündüğüm saçma yani.

"seni iyi gördüm" bir ölüye söylenebilir mi? söylenebilir belki ama söylenmese daha iyi. insan kendiyle en çok çelişen canlı lan. "insan doğduğu andan itibaren ölmeye başlar" diyen yazara helal olsun deyip alkışlar. sonra sözlüğe yaşamayı ölümün zıttı olarak yazar.

böyle bir on gündür falan bir dolu insanı rahatsız ettim. işi gücü bırakıp benimle uğraştı insanlar. insan sevinse mi, üzülse mi bilemiyor. sadece utanıyorsun. çünkü bencilliğini fark ediyorsun. insanlar sanki kendi dertleri bitmiş gibi enerjilerini sana harcıyorlar. garip bir rezillik hali. ama en azından şunu anlıyorsun; kafan attığında kaçıp gidecek bir yer ve orada seninle ilgilenecek insanlar olması çok güzel. gerçi onlar için de öyle mi bilemiyorum. onlar, "biz sevindik; senin 'insan' olduğunu görmek güzel" dediler ama... demek ben önceden hayvanmışım. hayvan halim daha güzel bence.

bu nasıl bir yazı oluyor lan?! yahu gittik geldik, dedik acaba bizim manyaklar neler yazmış bakalım bi, ama orda da müslüm coşmuş. wereyda eşzamanlı hüzünlenmelerden bahsetmiş. e demek ki gerçekten havadan oluyor lan bu!

bugün şirkete bir uyarı yazısı geldi. yıllardır beraber iş yaptığım bir abimin ekonomik olarak iyi değilmiş durumu. şirketinin hesaplarına tedbir konmuş, ödeme yapmayın falan diye uyarmış bizi devletimiz sağolsun. sevgili genel müdürüm de, aç konuş biz bu adama ödeme yapmıyoruz gibi bir şeyler dedi. ben bu adamla yıllardır iş yapıyorum. çocukluğumu bilir. bundan yıllar önce orospu çocuğunun teki silahını çekip üç el sıktığında aslan gibi duruyordu yanımda. akabinde ilk yumruğu da o vurmuştu o piçe. arayamadım ben de. ne denir ki adama? ne denir arkadaş bilmiyorum ben.

ben geçen hafta biraz bazen yüzdüm. yüzdüm dediysem... işte böyle daldım suya, nefesim tükenene kadar durdum. karadan gelen sesler gitti. güzel bir ortam. kafamı her çıkardığımda baktım, ne çok insan yüzüyor. hepsi de kafasını muhakkak gömüyor suya. bazıları borular almış ağzına, daha çok durmak için suyun altında. ben yapmadım öyle. hep kendim başıma kalayım dedim suda. baktım ne kadar çok insan yüzüyor, şuna karar verdim. bu yüzmeler insanın atalarına sitemi. evrime isyan bu. bence evrim varabileceği en üst noktada. şimdi geriye evrilmek (devrilmek?) istiyoruz hepimiz. çünkü karada huzur yok. insanoğlu pişman. karada gürültü var. bazıları birbirlerinin bacaklarının arasından geçip ekiri kikiri diye gülüyor, onlar hariç. onlar karada kalabilir. ama bu böyle.

ya bu saatler kötü işte. gerçekten kötü. birilerinin beni çok sağlam dövmesi lazım. bir de şu playlisti değiştirirlerse süper olur. bunlar çok etkili çünkü bu durumumda. ama müzeyyen de fena söylüyor be kardeşim, insanın eli varmıyor değiştirmeye.

bazen hepimiz çok sıkıcı insanlar olabiliriz, ben de o bazenlerden birini yaşıyorum, o sebepten affola.
Read On

otopsi

8 kişi hayrettin

-baldıran otu mu o? kaynat da içelim.

uydur bir yalan inanalım dayıoğlu; güzelinden olsun. güneşe tahammülümüz yok madem, uyuyalım. ya da kan içinde bırakıp akşamüstü denizin üzerinde güneşi, rakıya sığınalım.

-tutun kollarımdan düş(l)erim şimdi.

içimde sesler var dayıoğlu, metalik ve keskin. anlat ki duymayayım. poyraz çıksın, kulaklarımda uğuldasın ki duymayayım. içimdeki sesler içimi deşiyor; yalanlarla, dalgalarla birlik ol gürültü yap dayıoğlu. anlat dayıoğlu unutalım.

-üşüyorsun hırkamı al melâmi.

zırh bir kez çıktı mı giyilmiyor geri dayıoğlu. duvar örelim. pencere nemize gerek?

-yanlış yaşayıp doğru ölelim ne var?

demokrasi kadar büyük yalanlar uydur dayıoğlu. mezeden de al, hiç bi şey yemedin? seçip seçip birilerini, ne de güzel yanılalım.

-ilk başta soğuk ama yaşadıkça alışıyorsun.

intiharımıza hayat süsü verelim dayıoğlu; ağlamamıza kahkaha. rakıya buz istemez. büyük hissediyorum dayıoğlu, yaş üzüm olanından. biraz daha topik? yanlış hayat araf'tan döner.

-bu mavi deniz mi renk?

"denize açıldı içimizden biri niçin gittiğini söylemeden". alnımı çizen dizeler asaf'tan çıkar.

-"al kalemi derdimi yaz"

yazıya saklanalım dayıoğlu. sıcak yine neyse de, nem fena asıl. nem kaldı?

bir türkü tut, bir dilek söyle dayıoğlu, bin muma üfle. bir nefes, bir umut ver dayıoğlu, bir sebep söyle. yaşayalım.

yalanlar söyle dayıoğlu. ki katlanalım. her yanımız kat izi.

geç oldu, iç de kalkalım.

-ziyade olsun tanrım, elhamdülillah.
Read On

bazı şeyler

17 kişi hayrettin

bazı şeyleri açıklığa kavuşturalım bence. bir kere oldum olası ne ben insanları anladım, ne de onlar beni. bunu bir kenara not edelim; bu önemli. en başlarda, yani ben çocukken, bunun sebebi tamamen benim semeliğimdi. çocuk dediğin gerizekalı bir varlık neticede. hepimiz gerizekalıydık. büyüyünce de çok zeki oldum ben, ondan şeyoldu. frekanslarımız tutmuyo yææ, ben çok yüksek bi frekanstan yayın yapıyorum çünkü. neyse dur konu dağılmasın.

ben çocukken bir "fame city" gerçeği vardı. bunu kabul etmeliyiz. kabul edin bunu. fame city bizim yaşam biçimimizi kökten değiştirdi. bak bunu kabul edin, babam gibi inkar yolunu seçmezseniz sevinirim. çünkü babam, fame city olgusunu hep inkar etti. böyle çeşitli uzak doğu tekniklerini kullandı bu inkar için. siz öyle yapmayın. fame city okula devamlılığımızı, harçlıklarımızı değerlendirme biçimlerimizi ve hatta, beslenme alışkanlıklarımızı bile etkiledi. dışarıda bir şey yememiz gerekiyorsa, en ucuzunu yememiz gerekiyordu. böylece daha çok jeton, daha çok jeton, daha çok jeton lsdfjlskfjskldfs. para lazımdı olm anlasanaza yææ. biz de ona göre davrandık. mekdomaltsta hamburger yemektense, istasyon caddesindeki büfelerde gördük işimizi. her kuruş altın değerindeydi la!

işte dolaylı yoldan da olsa fame city, benim o adamla tanışmama vesile oldu! o adam sldkfjsdkjfs. ya kokoreççi la! hemen de gizem şeyapmayın. ama normal bi kokoreççi değil. "sihirbaz kokoreççi". biz yine böyle ucuz yollu yemek araştırırken bir gün, burnumuzu gıdıklayan kokuya doğru ilerledik. kokunun kaynağında bir kokoreç tezgahı ve başında da o adam vardı. o adam önünde sıra olmuş insanlara çeşitli gösteriler yapıyordu o sıra. elindeki süngeri kaybediyo filan. işte onu anlamamıştım misal. "niye yapıyo ki la bu herif bu şekil hareketleri? neden sadece işini yapmıyor?" demiştim arkadaşıma. o da "negzel la işte, ço acaip!" diye karşılık vermişti. yine anlaşamamıştım insanlarla. "abi kokoreç yanıyo :(" dediğimde, sanırım o adam gösterisinin en can alıcı yerinde olduğunu düşündüğünden, zira tezgahı silmek için kullandığı yağlı süngeri sıkıştırdığı avucunun üzerinde diğer elini gezdirerek büyü yapıyordu, ters ters baktı bana. yanık bir kokoreç yedim ben o gün ve canım sıkıldı. arkadaşlarım ise mutluydu. herkes mutluydu. genelde böyleydi zaten, ben onların neden mutlu olduklarını anlamamıştım; onlar da benim neden sıkıldığımı anlamamışlardı. o gün, fame city kariyerimdeki ilk ve tek mini golf oynadığım gündü. çünkü o adamı ve genel olarak her şeyi düşünmek istemiştim. golf bu iş için birebirdi.

(arada yemek yedim, bi takım hareketlenmeler içinde bulundum falan, ne anlattığımı da unuttum. ne diyodum la ben? ne bu zırvalar amına koyim? neyse devam edelim bari)

yıllar sonra birgün (beni anarsaaan kulakların değil kalbin sızlasıııın) arkadaşlarla nevizade'de rakı içiyoruz. o gün de şey var, yeni rakı şenlikleri. işte nevizade'de masaların arasından, pantolonu götünden düşen oğlanlarla, kapkara saçlı, kapkara makyajlı kızlar yerine, beyaz şapkaları kırmızı gömlekleriyle, önlerinde gerdan kıra kıra giden dansöze müzik yapan fininigiller falan geçiyor. güzel bir akşam yani. mezemiz, salatamız, rakımız her şeyimiz tamam. e dansöze de kim hayır der ki? demez bence. demedik de zaten. oynadıkça coştuk. coştukça memelerine para sıkıştırdık. biz memelere para sıkıştırdıkça dansöz coştu. güzel bir sinerji yakaladık. yakalamıştık ki...

nevizade'de o adam belirdi. bu kez renkli saten bir gömlek vardı üzerinde ve mutfak önlüğü yoktu. avucunda bir şeyleri yok ede ede bize doğru yaklaştı. tam yanımızdaki masanın önünde yine mendilleri yok etmeye, bazı şeyleri koparıp/yırtıp sanki hiç koparılmamışlar/yırtılmamışlar gibi eski haline getirmeye başladı. ben, daha yeni doldurulmuş kadehimi tek yudumda bitirdim. tekrar golfe başlamak istemiyordum. golf bana göre bir spor değildi. sopayla bir topa vurup, sonra minik bir arabayla o topun peşinden ordan oraya sürüklenmek fikri delirtiyordu beni. "abi bize iki yarım kokoreç yok etsene, acılı olsun" dedim. o adam beni duymamazlıktan gelirken, masadaki arkadaşlarım ise yine beni anlamıyorlardı. ben de onları anlamıyordum elbette. o adam burnumuzun dibindeyken hala nasıl o ağacın altını şimdi anıyorlardı? ben bu kez, "e abi sen tezgahı da komple yok etmişsin?" deyip kahkaha attım. bu kez beni duymamazlıktan gelemedi. yine gösterisinin en can alıcı yerinde olduğunu düşünmüş olmalı ki ters ters baktı bana. az önce ortadan ikiye böldüğü ipin parçalarını birbirine düğümlemiş, gösteri yaptığı masadaki şişman ingiliz kadını düğümün olduğu yere doğru üfletiyordu o esnada. ben ise ikinci fondipi yapmış, "benim yarımın içini yok edersen makbule geçer, ekmek içi kilo yapıyo" deyip kahkahalarımın dozunu ve haliyle, arkadaşlarımın da şaşkınlığını artırıyordum. o gün arkadaşlarım beni yine anlamadı. o adam bizim masaya yüz vermeden devam etti. yeni rakı yetkilileri, sanırım ağzımla içtiğim için bana diploma verdi. babam o diplomayı da inkar etti. bu kez uzakdoğu teknikleri yoktu. onun yerine tamamen yakın doğudan teknikler kullanıp kafa sikti. yine kimse kimseyi anlamadı diye düşünürken sızdım.

size sürekli yalanlar söylemek istiyorum.
Read On

sms

20 kişi hayrettin

"selamun aleyküm ben caner. dün gece numaranızı rüyamda gördüm. bu işte bir hayır olduğuna inanıyorum. hakkınızı helal edin..."

helal olsun, eyvallah sldkfjsdlkfjlsdkfjsldkfjsl
Read On

das parfum

9 kişi hayrettin

bi tane adam var, adı patrik süskint. bu abi, zamanında almanya'ya işçi gelmiş bir türk ailenin kızına gönül veriyo. sonra o aile de kalkıp türkiye'ye kesin dönüş yapıyo filan. neyse bizim patrik de düşüyo yollara aşkı için. geliyo türkiye'ye. işte illa ben seni alacam diyo. kız da gidiyo bunu babasıgile söylüyo. yani tabi aslında anasına söylüyo; babasına söyleyecek büzük yok henüz. ana diyo, valla çocuk kara sevdadan yemeden içmeden kesildi, kalktı anasını atasını vatanını bırakıp buralara kadar geldi diyo. sen bunu babama bi çıtlat diyo. zaten siz vermeseniz bile ben gaçıcam diyo. anası bunu babasına söylüyo. babası önce delleniyo, sikerim lan, elin kabuklusuna verecek gız yok la bende diyo. sonra karısı, işte bildiğiniz kadın fettanlıkları, cingözlükler filan yapıyo ikna ediyo babayı. baba diyo, ama bi şartım var diyo, o kefere sünnet olacak ve burada yaşayacak!

neyse işte kız hemen gidiyo bunu patrik abiye yetiştiriyo. diyo, babamın şartları bundan bundan ibaret diyo. patrik, yaa tamam burda yaşamak filan okey ama sünnet ne yææ diyo. işte kız da buna, yaa nolcak aşkitom, nasıl olsa kökü sende, hem daha gür çıkar diyo. tamam lan diyo patrik! aşk lan bu, amına bile korum gerekirse diyo. kız da, zaten temennimiz o ailecek patrikim diyo buna. gülüşüyolar filan. yanlarında, patrik ablasının götünü mötünü ellemesin diye bekçilik eden embesil kardeş de anlamadan dinlemeden katılıyo gülüşmelere. godoş!

patrik çiçeğini felan yaptırıp kızı istemeye gidiyo. diyo, allahın emri peygamberin kavliyle raki şiş kebap çok güzel yine gelecek ben :) şakalaşmalar filan oluyo. söz yapılıyo hemen. işte patrik'e görkemli! bir sünnet yapılıyor filan. evleniyo bunlar.

gel zaman git zaman, patrik ekmek derdinde götü sikilen bi hal almaya başlıyo. aşk maşk kalmıyo tabi. birgün bu işteyken karısı çaldırıyo bunu cepten. arıyo bu geri karıyı. karısı diyo, ben ablamgildeyim diyo, akşam buraya gel diyo direktoman. lan diyo patrik, karı senin ablangil anasının nikahında oturuyo yorma beni oraya kadar. yahu kapının önünden kalkıyo otobüz, otura otura gelirsin işte mıymıntı herif, eniştemle de konuştu ablam diyo karı, bacanağım gelsin de mangal yakalım dedi diyo eniştem. tamam tamam diyo patrik, müşteri var kapatıyorum diyo. kapatıyo bu telefonu, hay sikeyim bacanağını diyo sessizce, önündeki kadına ayakkabısını denetirken. kadın patrik'in küfürünü kısmen duyup irkiliyo. nası irkilmesin amına koyim, bacak sikmek filan. neyse kadın hışımla kalkıp gidiyo tabi bişey almadan. şayze diyo bu sefer patrik.

patrik cevizlibağ'da yeşil kunduradaki mesaisi bitince köprüden karşıya geçip 500t'ye biniyo. 500t hayvan gibi dolup yola çıktıktan sonra, yanındaki şişman teyzenin yarısını kucağında taşıyarak cama yapışmış olan patrik, köprü trafiğinde otobüsteki kesif kokudan ilham alıyo ve başlıyo yazmaya. zaten bu fikir iki yıldır koklamak zorunda olduğu ayaklardan da uyanmış zamanında kafasında. ama kısmet bugüneymiş deyip veriyo cümlelerin, paragrafların gözüne gözüne bizim patrik. iki ay hiç inmiyor 500t'den. tabi saç sakal birbirine karışıyor, leş gibi kokuyor falan ama takdir edersiniz ki bu pek yadırganmıyor. tabi aslında bu kadar uzun sürmez normalde ama işte, arada teyzeler bunu dürtükleyip yer istiyo, yer veriyo patrik filan. ayakta da yazamıyor haliyle. bazen de, ama gerçekten bazen yani, güzel bi kız biniyo, onu kesiyo patrik. yoksa iki üç günde yazılır lan, ne var incecik kitap amına koyim.

neyse işte iki ay sonra otobüsten indiğinde patrik'in elinde, en başında kırmızı kurşun kalemle "das parfum" yazılmış kağıtlar oluyor. patrik sikerler karıyı da bacanağı da, zaten umudu kesmişlerdir benden diyip atlıyo taksiye havaalanına gidiyo. olm adam canından bezmiş zaten yıllarca hans denmesinden! ver elini almanya! sonra kitap yayımlanıyo işte. bu kitabın hikayesi böyle.
Read On

ŞiYiR #2

7 kişi hayrettin


YakLa$Ma¡ UZakLa$¡DîDîk
DîDîk ëDërîM ha¥atIñI,
ßëñDëñ ßa$kasIña ¥a$atMaM
sëñî,tarîhîñî VururuM,
añILarIñI asarIM,¥ûrëgîñë
saPLarIM këñDîMî

ßëDëñîñDë ¥atI¥a kaLIrIM,
tëñîñDë ßëkLërîM gëLëcëgîMî..
¥akLa$Ma Daha kû¢ûk a$kLara
katLañaMaZsIñ BENÎMLE ÔLÛRSÛN
Read On

yaa o değil de

9 kişi hayrettin

bundan ikibinikiyüz yıl sonra bile erol evgin'in, o peynir tenekesi suratının hiç değişmeyecek olması; senin benim torun tombalağın karşısında hala aynı gülümsemesiyle, hala AYNI şarkıları söylüyor olacak olması, zira adama şarkı yapan iki kişi de öldü, sadece beni mi tedirgin ediyor lan? böyle ara ara sizin de aklınıza gelmiyor mu? o zaman siz de benim gibi hemen DİVANIN altına saklanmıyor musunuz? kulaklığın süngeri ordaymış lan! ;) en azından onu bulmama yardım ettin sevgili erol. lütfen artık sırıtma ama!!
Read On

ŞiYiR

8 kişi hayrettin

I

en önemli öğünüdür günün kahvaltı


gidersen birgün eğer
iki de ekmek al dönerken
bir de peynir katık edip yanına
mis gibi çayımı da demledim mi
değil seni sevgili
feriştahın gelse tanımam
bir de sucuklu yumurta

II

emperyalizmin bayrağıdır beş çayı

sen sevgili!
feodal acıların
emperyalist hezeyanların tutsağı
içme o çayı
içersen yıkılır bu kent
kuşlar da ürer
ve
atları da vururlar
proleter poğaça varsa yanında
içebilirsin ama

Read On

ah nerede vah nerede

0 kişi hayrettin

amma olay yaptınız lan! oğlum burada adam. demin su almak için mutfağa gittim, baktım açmış dolabı içine bakıyor. lan dedim, napıyon oğlum burda? abi dedi, ben de bilmiyorum ne yaptığımı, kafam allak bullak oldu, sizin holde top sektirebilir miyim? ya dedim, bana kalsa sorun değil ama apartman hayatının belli kuralları var mehmet! bunlara uymalıyız. gece gece komşularımızı rahatsız etmemeliyiz. haklısın abi dedi, düşürdü suratını bu. üzülüyor lan insan. kıyamadım ben de, dedim şu kenarda sektir hadi. ama dedim, abartma, elliye kadar falan sektir. abi benim rekorum altı zaten dedi bu. yer yatağı yaptık benim odaya, uyuyor şimdi. yarın ben bunu en iyisi ümraniye'ye götüreyim de çimende oynasın çocuk. her taraf beton yığını oldu, evlere hapsoldu zavallılar. ümraniye ilaç gibi gelecek sabiye. ibo'yla falan penaltı çekişirler.
Read On